DOLAR 17,8401 -0.18%
EURO 18,4550 -0.11%
ALTIN 1.027,87-0,18
BITCOIN 4277472,57%
Adıyaman
34°

AÇIK

04:22

İMSAK'A KALAN SÜRE

DOĞAYA MİSAFİR OLMAK

DOĞAYA MİSAFİR OLMAK

ABONE OL
27 Nisan 2020 21:59
DOĞAYA MİSAFİR OLMAK
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Reklam

 

Güneşin taze bir güne doğduğu, ılık bir ilkbahar sabahında düşüyoruz yola. Bu gün doğaya misafir olmak istiyoruz.Bizi kabul edip etmeyeceğini bilemiyoruz. Ama umutluyuz. Çünkü hava çok güzel. Doğanın keyfi de yerinde. Kabul edeceğini umut ederek yolumuza devam ediyoruz.

Virajlı yollardan ilerleyerek dağları, tepeleri, bayırları, dereleri arkamızda bırakıyoruz. Yaklaşık kırk, kırk beş dakika süren keyifli bir yolculuktan sonra doğanın kucağında buluyoruz kendimizi. Kar ve yağmur sularıyla yıkanmış, rüzgârla kendisini kurutmuş olan doğa, yine tertemiz ve pırıl pırıl. Arabamızı uygun bir yere park ediyoruz. Misafirliğimizi kabul eden doğa, esen rüzgârın önüne kattığı çeşit çeşit çiçeklerin kokusuyla karşılıyor bizi. İçimize çektiğimiz bu nefis çiçek kokularıyla, ciğerlerimize bir bayram yaşatıyoruz.

Artık doğanın içerisinde, emin ellerdeyiz. Çetin geçen kış, yerini bahara bırakmışBahar, her yıl olduğu gibi bu yıl da muhteşem dekorlar kurarak gelmiş.Az ötede akan bir çay görüyoruz. Dağların zirvesinden aşağılara doğru karların erimesiyle coşan çay,çıkardığı sesle bizi davet ediyor. Coşkun akan çayın suyu çok temiz ve berrak. Kıyısında soluklanıp suyundan bir iki avuç içiyoruz. Böylelikle sevgili doğa, bize ilk ikramını sunmuş oluyor.Doğanın bağrında akan bu çayın kenarındaki salkım söğüt ağaçları, genç çınar fidanları, güneşe doğru uzanan kavak ağaçları yapraklarını, yumurtadan yeni çıkan bir yavru gibi tomurcuklardan çıkarmış. Minik yapraklar doğan güneşin ışıklarında parlıyor. Çaydan geçip karşı tarafları da görmek istiyoruz. Ancak buralarda köprü yok. Çaresiz ayakkabılarımızı çıkarıp, buz gibi sudan karşıya geçiyoruz.

Çayın öte tarafındaki sürülmemiş tarlalardatam bir renk cümbüşü yaşanıyor. Farklı renklerde ve desenlerdeki papatyalar ile gelincikler,esen rüzgârda bizi selamlıyor. Bu selamlarını karşılıksız bırakmanın bize yakışmayacağını düşünerek adeta cennetten bir köşeyi andıran bu tarlaların orta yerinde durup, en az birkaç tanesine dokunarak birlikte fotoğraf çekiyoruz. Bu arada kardelenlerin göçüp gittiğine tanık oluyoruz. Çünkü hem gelincikler hem de papatyalar, kardelenlerden sonra açar. Ve çok üzülüyoruz. Az ötedeki yamaçtan tırmanmaya çalışıyoruz. Gözlerimiz nergis çiçeklerini arıyor. Hani ömrü çok kısa olan ve baharı müjdeleyen nadide çiçekler var ya.Ne yazık ki onlar da yok. Kaya diplerinde açan sümbül kokularını da hissedemiyoruz. Anlaşılan bu yıl doğaya misafir olmak için biraz geç kalmışız. Bilerek değil tabi. Malum. Virüs bütün dünyayı esir aldı. Bu yüzden geç kaldık.Olsun, geç de olsa geldik ama.

Biliyorum sevgili doğa, kızgınsın biz insanlara. Bilerek ya da bilmeyerek sana çok zarar verdik. Umarım insanoğlu bu virüsten bir ders çıkarır da daha çok zarar vermez. En azından biz kendi adımıza söz veriyoruz. Ve senin de yüreğindeki merhametin vesunacağın şifa ile en kısa zamanda bu virüsü yok edeceğine inanıyoruz.

Yamacı tırmanmaya devam ediyoruz. Tırmanırken gördüğümüz kengerlerden, kuzukulağından ve yabani havuç yapraklarından da biraz toplayıp heybemize atıyoruz. Nihayet tepeyevardığımızda, derin bir nefes alıp, kendimize geldikten sonra uzaklara, daha uzaklara bakıyoruz. Her taraf harika görünüyor.Esen rüzgarın uğultusunu, uçan kartalın havadaki süzülüşünü, kekliklerin ötüşünü duyabiliyor ve hissedebiliyoruz.

O sırada bir su sesi dikkatimizi büsbütün üzerine çekiyor. Tıpkı orkide çiçeklerinin bal arısını üzerine çektiği gibi. Tahmin etmişsinizdir diye düşünüyorum. Evet, bildiniz. Aşağıdaki derede muhteşem akan bir Şelale.Yıllardır aşındırdığı kayadanakan suyun sesi mest ediyor bizi. Dayanamayıp yakınına gidiyoruz. Yaklaşık dört beş metre yükseklikten akıyor. Akarken çıkardığı ses, etrafına yaydığı serinlik ve görsellik harikulade. Şelalenin yanındaki çimenlikte sağa sola uçuşan kelebekler, vızıldayan arıların sevincine ortak olmak için bir taşın üzerine çıkıp fotoğraf çekiyoruz. Çekilen fotoğraf karesinde şelale ile birlikte, koca çınar ağacının dallarını, henüz yeni çiçek açan yabani kiraz ağacını,küçük köknar fidanını, suyun beslediği gölün kıyısını saran yosunları, renkli kelebekleri, arıları ve ismini bilemediğimiz daha birçok canlıyı görmek bizi çok ama çok mutlu ediyor.

Kısa bir moladan sonra dereden yukarıya doğru yürümeye başlıyoruz. Cıvıl cıvıl kuş sesleri eşlik ediyor bize. Ancak, yaşlı çınar ağaçlarınınkırılankuru dalları, böğürtlen dikenleri, kaygan çakıl taşları yürümemize engel oluyor.Bu yüzden büyük dereden ayrılıp, yavru dereciklerde yarpuz toplamaya karar veriyoruz. Tertemiz akan suyun kenarındaki bu yarpuzlar öyle pazarda satılanlara benzemiyor tabi. Yemesi kadar kokusu da çok güzel olan bu yarpuzları kendi ellerimizle toplamaktan haz duyuyoruz. Biraz daha yukarılarda yaban sarımsağının olduğunu kokusundan anlıyoruz. Bazı yörelerde buyaban sarımsağına, çoban sarımsağı ya da kaya sarımsağı da denildiğini duymuştum.Hafif sarımsak ve soğan karışımı kokusundaki bu nadide bitkiden toplamamak olmaz.Varıp biraz da ondan topluyoruz. Tabi köküne zarar vermeden. Şayet kökünden sökersek birçok bitki gibi onun da neslini yok etmiş oluruz.

Biraz daha yukarılardaki kayalıklarda ışkın görüyoruz. Üzerindeki bembeyaz tohumları ve hafif mor renkleriyle çok güzel görünüyorlar. Sarp kayalıklarda bulduğumuz ışkınları toplamadan önce onlarla da fotoğraf çekiyoruz. Mutlaka göreniniz ve yiyeniniz vardır. Doğanın insanlara sunduğu bu bitkinin kökü biraz deve tapanına benzer. Nisan ortalarında yeşeren bitkinin ortasından büyüyen ışkınlar, yukarılarda Mayıs sonlarına kadar devam eder. Görselliği kadar tadı da çok güzel.Hafif mayhoş, sulu, kabuğundan kolay soyulan ve birçok hastalığa şifa olan bu bitki bazı yörelerde dağ muzu olarak da adlandırılmaktadır. Ondan da kısmetimiz kadarını topluyoruz.

Öğle vakti girmek üzere. Yorulduğumuzun farkındayız. Artık aşağılara inme zamanı. O da ne! Koca bir yılan. Büyük bir kevenin dibinde kıvranmış, güneşleniyor. “Neden beni rahatsız ediyorsunuz?Dercesinebize bakıyor. Bir iki durup, tekrar baktıktan sonra kevenlerin arasından süzülüp gözden kayboluyor. Biz de bu arada biraz önce ayrıldığımız şelalenin yanına tekrar varıyoruz. Şelalenin hemen yanındaki çimenlikte soframızı seriyoruz. Rengârenk kelebeklerin ve arıların soframıza misafir olmaları bizi çok mutlu ediyor. Heybemizden biraz yarpuz çıkarıyoruz. Biraz yabani sarımsak, birazda kuzukulağı. Bir güzel karıştırıp, üzerine az tuz ekledikten sonra yufka ekmekle yiyoruz. Derenin tatlı suyundan da bir ki avuç içerek karnımızı doyuruyoruz.

Doğa buyıl da her zamanki gibi çok cömert davrandı bize. Neyi var neyi yok ikram etti. Doğanın bu misafirperverliği karşısında mahcup oluyoruz açıkçası.Her mevsim bize sosuz nimetler sunan doğaya canı gönülden teşekkür ediyoruz. Doğadaki misafirliğimiz de burada sona eriyor. Artık veda vakti.

Hoşça kal sevgili doğa. Hep böyle temiz ve berrak kal. Seni kirletenlere fırsat verme. Biz sana bugün bir şey veremedik ancak söz veriyoruz. Çektiğimiz bu güzel fotoğrafları albümümüzün en güzel yerine koyacağız.

Doğanın her zaman doğal kalması dileğiyle…

Uzm. Öğrt. Aziz ÖZBİLGİÇ azizozbilgic@gmail.com

 

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.